A+ A A-

 Aramızda başka Faruklar da olduğu için adı "Uzun Faruk" idi. Gerçekten de hepimizden uzundu. Hani benim boyum da uzun sayılır ama Faruk benden de birkaç santim uzundu. Hayranı olduğu DenizGezmiş'e yakındı herhalde boyu... Bazen Hüseyin (Soylu) ikimizin arasında olarak dolaştığımızda Beyazıt'ın, Aksaray'ın sokaklarında garip bir görüntü oluşturduğumuz söylenirdi... İki uzun, bir kısa olarak Daltonları çağrıştırdığımız ölçüde, doğal olarak Hüseyin de "Jo" olmaktan memnun olurdu. Ama biz de Faruk'la bu duruma aldırmazdık, halimizden memnunduk...
 
Faruk'un ölümünü haber aldığımda İstanbul'da değildim, dün gece döndüm. Namık telefonla haber verdiği anda gözümün önüne gelen ilk sahne 1976 Mart ayına ait bir hapisane ziyareti oldu; ben İktisat Fakültesi önünde silahla yakalanmış ve tutuklanmıştım. Hüseyin'le Faruk beni Sağmalcılar'da ziyarete gelmişlerdi. Faruk hayli neşeliydi. "Seni çıkınca tanıştıracağız, çok önemli bir görüşme yaptık, çok iyi birileriyle ilişkiye geçtik" diye anlattı. Kaçar'la görüşmüşler, Faruk hemen "yazılmış", Hüseyin daha temkinliydi ama belli ki onun da kafası yatmıştı. Tahliye olunca benim de görüşüp, onlarla birlikte Kurtuluşçu olmam gerekiyordu. Nitekim öyle oldu! Nisan ayında hapisaneden çıktım ve daha yayın organı çıkmamış- dergi Haziran'da çıkacaktı- teksirle çoğaltılmış birkaç yazısı elden ele dolaşan "Kurtuluş"un İstanbul'daki üniversite gençliğinin militanları haline geliverdik. Bunda, daha sonra Dev-Yol (ve Dev-Sol) olacak arkadaşlardan farklı bir arayış içinde olan bizlere o teksir edilmiş yazıların-  özellikle "Yol Ayrımı" ve "Sosyal-emperyalizm mi, Büyük han Şovenizmi mi?"- hitap etmesi tabii önemliydi ama bence Faruk'un heyecanı ve coşkusu da önemliydi, etkiliydi. "Uzun Faruk" çok fazla konuşmazdı ama duygularını, coşkusunu veya öfkesini yüzünden, halinden, tavrından kolayca anlardınız ve insanları böyle etkilerdi. İşte Kaçar'la görüşmüş, o teksir yazıları okumuş ve güvenmişti. Gerisi önemli değildi onun için... Güvenince de kendisini her şeyiyle ortaya koyardı. Ve kendi duyduğu güveni, coşkuyu başkalarına aktarmasını bilirdi. Doğallığıyla, içtenliğiyle yapardı bunu...
 
Benden önce yazmışlar, dönemin İstanbul'daki anti-faşist mücadelesi için Faruk, sırtından eksik etmediği parkası-paltosu ve belinden eksik etmediği silahıyla güven veren, sevgi ve saygı duyulan bir militandı. Sadece yeni gelişmekte olan Kurtuluşçuların değil her gruptan devrimcinin sevdiği, güvendiği bir devrimciydi. Duruma göre her yere, her işe duraksamadan koştururdu. Bizim kuşağımızın, 70'li yılların anti-faşist mücadelesinin unutulmayacak isimlerinden biridir... 
 
Faruk Kürttü ve doğal olarak kafası Kürt sorunu çerçevesinde çok meşgüldü. Bu sorunla ilgili artan tartışmalar ve yeni yeni ortaya çıkan gruplar Faruk için çok önemliydi. Bir zaman sonra Kürt sorunuyla ilgili olarak Kurtuluş'un tezlerinden farklı düşünmeye başladı. O günün can alıcı sorunlarından biri olan "ayrı örgütlenme"nin kafasına daha uygun hale geldiğini söylüyordu. Ve bir süre sonra siyasi faaliyetini o doğrultuda yürüteceğini belirterek ayrıldı. Aradan geçen yıllar içinde önce İtalya'da, sonra İngiltere'de mülteci olarak yaşamak zorunda kaldı. Nüvit de hatırlatmış, arada bir kere geldi ve İFMClokalinde o dönemin İktisat Fakültesi militanları olarak toplandık, görüştük. 
 
Şimdi bir daha yarın Karacaahmet mezarlığında görüşeceğiz Faruk'la...  
 
Gerçekte çok duyarlı, çok kırılgan kimliğini çok sert bir görünüm altında saklayan insanlar vardır. Faruk işte o insanlardan biriydi. O sert, o tavizsiz görünen adamın içinde çok duygulu, çok hassas bir adam vardı; iyi ve yiğit bir adam... 
 
Tahmin edebileceğimiz pek çok sorunun yanı sıra yurtdışında mülteci olarak yaşamanın sorunlarına, zorluklarına, sıkıntılarına onun hassas kalbi demek bu kadar dayanabilmiş. Burada, aramızda olsaydı,İktisatlı kardeşleriyle, Hüseyin'le ve benimle, Laz Mehmet ve Nurullah'la, Başkan Mustafa ve Namık'la, Atilla ve Remzi'yle, Hayri ve Faruk Ağca ile, Ali Öztalaslı ve Tuncelili Mehmet'le, Nüvit veNizam'la, Vahap ve Adil'le, Serpiller'le, Nuran'la, daha önce bir trafik kazasında kaybettiğimiz Gülen'le ...şimdi adını hatırlayamadığım diğer kardeşleriyle birlikte olabilseydi bu kadar erken gitmeyeceğine eminim. 
 
 
Seyfi