A+ A A-

Bugün 17 Ekim 2008’de Salim Pehlivan’ı Çorlu’da toprağa verdik…

 

Bu yıl ne kadar çok arkadaşımızı kaybettik; geçen kış Antalya’da Erdem’i, Mayıs başında Keşan’da Mustafa hocayı, Eylül’de İstanbul’da İbrahim’i ve dün de Çorlu’da Salim’i kaybettik. 

 

Bugün onu Çorlu’da uğurladık… 

 

Daha 15-16 yaşında bir meslek lisesi öğrencisi olmasına rağmen, 1975 yılında Çorlu’da kurduğumuz derneğin, Çorlu Kültür ve Dayanışma Derneği’nin (ÇKDD) ilk üyelerinden biriydi Salim. Ve bugünkü cenaze töreninde ÇKDD’nin hemen bütün kadrosu hazırdı. Duyan koşmuş, gelmişti. Hepimiz şaşkın ve üzgündük. Bu güzel arkadaşımızı uğurlamak için İstanbul’dan, Keşan’dan, Enez’den, Edirne’den koşup gelmiştik. Bazılarıyla birbirimizi görmeyeli uzun yıllar olmuştu; yaşlanmıştık… Ama birkaç saatliğine, Salim’in tabutu başında ÇKDD’li olduğumuz günlere döndük sevgiyle ve hüzünle… Sanki yine bir afişlemeye ya da yazılamaya çıkacak gibi toplandık Hüseyin’in orada ve daha sonra sevgili arkadaşımızı omuzlarımıza aldık, yürüdük… ÇKDD’nin örgütlemesiyle Çorlu tarihinde yapılan ilk mitingde, 30 Temmuz 1976 günü yaptığımız tarım ürünleri mitinginde yürüdüğümüz gibi yürüdük…  

 

ÇKDD Çorlu’daki anti-faşist mücadeleyi yürüten örgütlenme haline geldiğinde Salim en önde yürüyenlerdendi; her türlü görevi üstlenen, çevresine güven veren ve yeni devrimcilerin yetişmesinde örnek olan bir sosyalistti. Anti-faşist mücadelenin güncel görevlerinin bir parçası olarak işçi hareketi ve sendikal hareket içinde de mücadele eden bir militandı. Dev-Maden-Sen Kurtuluşçuların etkinliğine girmişse Salim gibi militanların sayesindedir. MTA’da işçi olarak çalışmış ve Dev-Maden-Sen’in örgütlenmesinde yer almıştı. 1979’da DİSK’in kongresinde Kurtuluş kalabalık bir delege grubu ile yer alırken o delegelerden biri Salim’di.

 

Salim bu dünyaya gelmiş o iyi insanlardan biriydi; sakin, ağırbaşlı, güvenilir, düzgün, dost bir adam… Başınız sıkıştığında yanı başınızda olacağından, elinden gelen her şeyi yapacağından emin olduğunuz o güzel insanlardan biri. Kimin hayatına girdiyse bugün çıktığında geride büyük bir boşluk kalan o güzel insanlardan biri... Galiba sayıları giderek azalan ama bu “kahpe dünya”yı da sırtında taşıyan o iyi insanlardan biriydi Salim… Koskoca dünyayı sırtlayınca yürek de erken yoruluyor herhalde… Henüz 48 yaşında olmasına rağmen geçirdiği bir kalp kriziyle çekip gitti Salim… İyi insanlar gerçekten erken gidiyor galiba. Arkasında karısı ve iki oğlunu bırakarak gitti. “Bize emanet etti” diyebilir miyiz acaba? Diyebilmemiz lazım, diyeceğiz…

 

 

Bunu tek tek diyebilmenin ötesinde, daha kalabalık, daha yaygın, daha güçlü diyebilmemiz için örgütlemeye giriştiğimiz dayanışma ağımızı hızla geliştirmeliyiz. Sosyal Dayanışma ve İletişim Derneği’ni daha büyük bir hızla inşa etmeliyiz. Salim’in bu beklenmedik ölümü en azından benim kuşağım için bir uyarıdır; nasıl yaşadıysak öyle ölelim! Yaşadığımıza uygun ölmek demek birbirimize sahip çıkmak, geride kalanlara sahip çıkmak, dayanışma içinde olmak, derdimizi, acımızı paylaşmak demektir… 

 

Bugün mezarı başında söz verdik: Salim’i unutmayacağız… 

 

Seyfi