A+ A A-

 

 Nurhan Akyüz ile ilgili somut, belirli bir anıyı aktarmak üzere bir şeyler yazmaya kalkıştığımda hemen aklıma gelen, bir anda kafamda canlandırdığım bir şey olmadı. Biraz düşünüp, pek de güçlü olmayan hafızamı zorladığımda aklıma gelen şeyler var tabii ama nedense öyle bir zorlama olmadan, kendiliğinden gözümün önünü gelen daha genel bir siluet, belirgin bir kadın kimliğioluyor. Bu kadın bulunduğu ortamlarda kaybolmayan, fark edilen, hatta çoğu zaman öne çıkan, hatta dominant, baskın bir karakterdir... Galiba benim açımdan Nurhan ablayı en iyi özetleyen ve anlamamı sağlayan da budur! Onun kuşağından böyle kadınlar çıkması gerçekten nadirattandır.İçinde mücadele ettikleri, öznesi oldukları dönemin devrimci hareketlerinin hayli erkek egemen yapısı dikkate alındığında bu tür kadınların sayısının o kadar az olmasını anlamak da kolaylaşır belki ama yine de bu, o döneme eleştirel yaklaşmaya engel olmamalıdır. Evet, bu kadınlar çok azdır ama aynı zamanda bu kadınların devrimci olması da tesadüf değildir, zaten devrimci oldukları için bu tarzda karşımıza çıkarlar ve zihnimizdeki yerlerini alırlar.

Onunla beraber olduğumuz, beraber çalıştığımız çeşitli ortamlarda, sendikada, partide,yürüyüşte, toplantıda, hatta aile bireyleri, çok yakınları arasında bile Nurhan abla açısından butablo hep böyleydi.

 

* * *

 

Nurhan Akyüz’ün anısını yaşatmak, arkasında bıraktığı izlerin zamanla silinip, yok olmasını engellemek için öncelikle bir grup kadın harekete geçtiğine ve bu kitabı ortaya çıkarmayı başardığına göre, Nurhan ablanın çok yönlü mücadelesinin en derin izleri belki de bu alandadır, kadın kurtuluş mücadelesindedir. Nurhan ablanın bir kadın, bir sosyalist, bir eğitim emekçisi olarak çeşitli mücadele alanlarında birden varolabilmesi, farklı eksenlerde yürüttüğü faaliyetleribirbirinden kopmayan bütünlüklü bir mücadele haline getirebilmesi devrimci bir yaşam tarzından kaynaklanıyordu. Ya da daha doğru bir ifadeyle, bütün yaşamını bir devrimci olarak kurabilmesi, gündelik yaşamını ve ilişkilerini bir devrimci olarak algılaması ve hissetmesi ve sonuna kadar da böyle gidebilmesi onu başkalarından farklı kılıyordu.

 

Kolay değildir ama gerçekten de “devrimci” olmayı başarabilirseniz, bu kavramın içerdiği, çağrıştırdığı şeyleri yaşamınızın merkezine yerleştirirseniz başkalarından farklı olursunuz. Tabii ki böyle bir farklılık peşinde koştuğunuz için yapmıyorsunuzdur yaptıklarınızı, onlar sizin için doğal, normal davranış biçimleridir ama zaten önemli olan da bu doğallıktır…

Bence hayatı bir “devrimci” olarak yaşayıp, sonuna kadar da öyle gitmek açısından herkes için farklı zamanlarda, farklı biçimlerde karşısına çıkan bazı eşiklerin, bazı setlerin aşılması gerekir. Bazen bilinçli, bazen pek de farkında olmadan bu eşiklerin, setlerin bir tarafında kalabilir insan, ama öte yanına geçerse Nurhan abla gibi sonuçta arkasında izler bırakır, bu izlerin silinmemesi için bir şeyler yapmak üzere eyleme geçen birileri olur.

 

Ne demek bir ‘devrimci’ olmak veya bir ‘devrimci gibi’ yaşamak? Nurhan ablanın hayatına bakın, demek kolaycılık olacaktır ama gerçekten açıklayıcıdır da; bir kadın olarak kadın-erkek ilişkilerinde geride duran, hatta görünmez olan değil, yan yana duran, eşit ilişki kuran olmak; yüksek bir özgüvene sahip olmak; sorgulayıcı olmak; kendi aklının süzgecinden geçirmeden bir şeyi kabullenmemek; görüşünü, eleştirisini açıkça ve cesurca ortaya koymak; başkalarının hakkına saygı göstermeyi ihmal etmeden kendi hakkını, hukukunu da aramak, savunmak; küçük hesapların peşinde koşmamak; uzun vadeli düşünebilmek; bireysel olarak yapabileceklerini ve sınırlarını bilmek ama bununla yetinmemek ve dolayısıyla da örgütlü, kolektif yaşamlardan kopmamak…

Nurhan abla da benim gözlediğim nitelikler, onu başkalarından farklı kılan, kalıcı izler bırakmasını sağlayan özellikler bunlardı.

 

Ama bunların yanı sıra, belki de en önemlisini en sona bırakmış olarak, şunu da belirtmeliyim;Yeni Zelanda yerlileri öğretmek ve öğrenmek eylemleri için tek bir fiili, aynı sözcüğükullanırlarmış, çünkü o basit ama kendilerine yabancılaşmadıkları dünyalarında bu iki eyleminbirbirinden koparılamayacak tek bir süreç olduğunu bilirlermiş. Belki öğretmen olmasının da etkisiyle, Nurhan abla da bu hakikati bilenlerdendi; öğretirken öğrenmenin ya da öğrenirken öğretmenin sırrına ermiş olanlardandı. Ve yaşamı sırasında olduğu kadar bizi arkasında bıraktıktan sonra da bunun ödüllerini aldı…

 Seyfi