A+ A A-

1 Mayıs 2008 Perşembe günü, Taksim-Şişli arasındaki sokaklarda coplara, biber gazlarına, basınçlı sulara meydan okuyarak 1 Mayıs’ı kutlayan arkadaşlarının yanında olması gereken 59 yaşındaki bir “delikanlı” hastanedeydi. Pankreasında meydana gelen bir sorun nedeniyle bir süredir uygulanan ilaç tedavisi iç organları tahrip etmiş ve bu nedenle acilen ameliyata alınmıştı. Onlarca yıldır İstanbul’daki 1 Mayıs gösterilerine Keşan’dan gelmeyi ihmal etmeyen Mustafa Uybaş 1 Mayıs günü Çapa Tıp Fakültesi’nde hayatını kaybetti. Bizler 35 yıldır omuz omuza olduğumuz bir arkadaşımızı, Keşanlı devrimciler de “Reis” diye hitap ettikleri, saygın, tecrübeli ağabeylerini kaybettiler. 2 Mayıs Cuma günü İstanbul’dan, Çorlu’dan, Edirne’den Keşan’a gelen arkadaşlarının da katıldığı bir törenle Keşan’da toprağa verildi.

 

Son yıllarda kaybettiğimiz Recep Cüre, Abdullah Akın, Nuran Akyüz, Hüseyin Güngör gibi emekli öğretmen olan Mustafa Uybaş 1976 yılından beri Kurtuluş saflarında sosyalizm mücadelesini yürüten kararlı, azimli bir devrimciydi. Taşra şehirlerinde hâlâ rastlanan o sakin,alçakgönüllüsabırlı, hoşgörülü, saygın yerel devrimci önderlerden biriydi. Kendisini tanıyan herkesin saygıyla, sevgiyle yaklaştığı, tertemiz hayatına kimsenin, düşmanlarının bile laf edemediği o güzel insanlarımızdan biriydi Mustafa Hoca. Keşanlı bütün devrimcilerin “Reis”i olarak Keşan’daki sol hareketin aklını ve vicdanını temsil ediyordu. Pürüzsüz, lekesiz hayatı çevresine örnek oluştururken, sosyalizm için mücadelenin lafla değil bizzat yaşanan hayatla, yaşam tarzıyla verilmesi gerektiğini bilen ve bunun gereklerini de sonuna kadar yerine getiren bir devrimciydi. Maalesef “genç” diyebileceğimiz bir yaşta kendisini diğer öğretmenlerimizin arasına uğurladık…

 

12 Eylül öncesinde TÖB-DER ve TÜM-DER’de geçen mücadele yılları; 12 Eylül darbesinden sonra önce 90 gün gözaltına alınıp sonra meslekten ihraç edilmesi ve 8 yıl açıkta kalması; daha sonra EĞİT-DER kuruculuğu; BSP, ÖDP ve SDP yıllarındaki mücadeleler Mustafa Uybaş’ı belki de fazla yıpratmış, yormuştu. Bir taşra kasabasında bütün bu süreci, 1976’dan bu yana olan-bitenleri yaşamak ve mücadele etmek kolay değil Kaldı ki, Mustafa Hoca’nın bir fazlalığı daha vardı; erkek kardeşini, hepimizin kardeşi, yoldaşı Kudret Uybaş’ı 13 Ocak 1978’de İstanbul’da, Beyazıt’ta faşist kurşunlara kurban vermişti. Kurtuluş’un saflarına birlikte katıldıkları kardeşi, kardeşimiz Kudret çok erken koparıldı aramızdan… 21 yaşında bir kardeş kaybetmek insanın içini nasıl yakar, nasıl parçalar… Ama Mustafa bu duruma da direnmenin biryolunu buldu; kardeşi Kudret’in öldürülmesinden kısa bir süre sonra doğan oğluna kardeşinin adını vererek onu yaşatmaya devam etti. Nitekim Kudret Uybaş bugün 30 yaşına yaklaştı. Babasının ölümüyle baş etmeye çalışırken amcasının adını onurla taşımaya devam ediyor, devam edecek…

 

Babasının ve amcasının kadim dostları, yoldaşları olarak Kudret’i, annesi Gülsüm ve ablası Özlem’i unutmayalım. Onları unutmazsak kendilerinden çok şey öğrendiğimiz diğer sevgili öğretmenlerimizle birlikte Mustafa Uybaş’ı da unutmayız… Onları yaşatmanın ve gelecek kuşaklara da örnek olarak göstermenin bir yolunu mutlaka buluruz… Bulmalıyız…