A+ A A-

 Mart ayı başında Mihri Belli’nin 90. yaşı dolayısıyla İstanbul’da etkinlikler başlatılırken, Muğla Üniversitesi’nde düzenlenen bir TV programı dolayısıyla bir başka politik şahsiyetin daha 90 yaşına girmiş olduğunu hatırladık: Son klasik darbenin lideri Kenan Evren de önümüzdeki Temmuz ayında 90 yaşına giriyormuş.

Zamanın Başbakanı Demirel ile Cumhurbaşkanı Korutürk arasındaki bir atama zıtlaşması sonucunda emekliye ayrılmayı beklerken önce Kara Kuvvetleri Komutanı, sonra da mecburen  Genelkurmay Başkanı olan Evren, ardından da “emir komuta zinciri içinde” gerçekleştirilenaskeri darbenin yine mecburen lideri olacaktı. Ve hemen her konuşmasında ortalığa saçtığı incilerle nasıl biri olduğu görülen Evren, Mustafa Kemal de dahil olmak üzerecumhuriyet tarihinde kimseye nasip olmamış unvan ve yetkilerle donanmıştı: Devlet Başkanı, Milli Güvenlik Konseyi Başkanı, Genelkurmay Başkanı… Bir Evren’e bakıp, bir de bu unvanlara bakmak 12 Eylül’ün ne olduğunu, nelere yol açtığını anlamak için yeter de artar bile

Ama daha önemli ve belki de daha hazin olanı medyanın Evren’e bilge adam” rolünü oynatması, çeşitli konularda zaman zaman görüşüne başvurmasıdır. Ölümünden bir süre önce  Türkeş’e de bu rolün uygun görüldüğü hatırlanacak olursa, medyanın toplumun eğilimlerini mi yansıttığı, yoksa topluma bazı şeyleri empoze mi ettiği, sorusu da kendi cevabını bulur herhalde.

 

* * *

 

Soğuk Savaş’ın sona erdiği 90’lı yıllarla birlikte klasik darbeler döneminin de geride kaldığı ileri sürülüyor ama bu arada bir de “post-modern darbe” geçiren Türkiye açısından bu tezin geçerliliği hayli tartışmalıdır. Çeşitli yönlerden benzerlikleri olan Latin Amerika ülkeleri ve Türkiye gerçekten de Soğuk Savaş döneminde adeta periyodik darbelerle karşılaşmışlar, sol hareket ne zaman biraz güçlense, toplumsal muhalefet ne zaman ciddi bir yükselişe geçse, copun yetmediği noktada süngü devreye sokulmuş ve daha da ilginci, giderek bu duruma alışılmıştır.ABD’nin arka bahçesi Latin Amerika ülkeleri bu darbelerle ve darbecileriyle hesaplaşmayı başardı, bunun yollarını her ülke kendine göre buldu. Ve başka koşulların yanı sıra, biraz da bu hesaplaşmanın, bu yüzleşmenin sonuçları üzerinden bugün Latin Amerika’da bir sol dalga yükselmiş bulunuyor.

Türkiye ise kendi darbeleri ve darbecileriyle hesaplaşamayan, yüzleşemeyen bir ülke olmaya devam ediyor ve tabii bunun olumsuz sonuçlarını da yaşıyor. Bugünkü Türkiye’nin tek sorumlusu son klasik darbe değildir elbette- bunun yanı sıra dünyada da, ülkede de daha pek çok önemli gelişme yaşandı- ama çeyrek yüzyılda daha bununla hesaplaşamamış bir toplumdan başka şeyler beklemek de mümkün değildir.

 

* * *

 

90 yaşındaki Mihri Belli’nin 80 yaşındaki eşi ve yoldaşı Sevim Belli 1 Mart gecesiİstanbul’daki Yeni Melek Gösteri Merkezi’ni dolduran yüzlerce devrimciye sol hareketin bugünkü durumunu ima ederek, Yapmamız gereken şeyleri henüz tamamlayamadık, işimizi bitiremedik, onun için bu dünyada biraz daha zamana ihtiyacımız var” diyordu. Gerçekten de solun bu çınarların bilgi ve tecrübesine ihtiyacı var, hele de onların birlik konusundaki öğütlerine daha da fazla kulak vermeye ihtiyacı var. Devrimciler onlara “işlerini yapmış insanların duyduğu iç ferahlığını” tattırmak için uğraşmalılar.

Yine 90 yaşına girmekte olan Evren’in ise Muğla Üniversitesi’nin o büyük salonunu dolduranyüzlerce genci, onların sorularını ve alkışlarını görünce büyük bir “iç ferahlığı” duyduğuna kuşku yok. Titreyen elleriyle yaptığı o kötü resimler gibi eseri olan gençlerle övünebilir! Dolayısıyla artık onun Belli çifti gibi daha fazla zamana ihtiyacı yok!

Bu arada, kim bilir, belki “ilahi adalet” diye bir şey vardır!