A+ A A-

12 Eylül darbesinden sonra on binlerce sosyalist siyasi sürgün olarak çeşitli Avrupa ülkelerine gitmek zorunda kaldı. Bunların büyük çoğunluğu oralardaki Türkiyeli emekçilerin arasında bir anlamda kaybolur ve misafir oldukları ülkenin dilini bile öğrenmezken çok azı siyasi sürgün koşullarını dünyayı keşfetmek, daha farklı açılardan gözlemek ve anlamak, öğrenmek ve kendilerini yenilemek için değerlendirdiler. ‘68 Kuşağı’ndan Mahir Sayın bu az sayıdaki sosyalistlerden biriydi. Geçen yıl Ağustos ayında, 27 yıl sonra Türkiye’ye bir “yabancı” olarak dönmesine rağmen siyasi sürgün koşullarında da ülkesinden hiç kopmamış, Türkiye sosyalist hareketindeki gelişmeleri yakından izlemişti. Aslında izlemekle de yetinmemiş Türkiye solunun gidişatına müdahale etmeye çalışmış, özellikle de 80’li yılların ikinci yarısından itibaren yeni tartışmaların açılmasında etkili bir rol oynamıştı.

Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ve ardından 1991 yılı başında Sovyetler Birliği’nin çökmesi sosyalizmin bir tarihsel dönemini kapatırken Mahir Sayın bundan çok önce “varolan sosyalizmi” tartışan, sorgulayan ve ciddi eleştiriler getirenlerden biriydi. Sayın’ın yaptığı tartışmaların ve ortaya koyduğu teorik görüşlerin gerek Avrupa’daki siyasi sürgünler, gerekse de Türkiye’deki sosyalistler arasında yankı bulduğunu ve etkili olduğunu belirtmek gerekir. Bu görüşlerini ortaya koyduğu makaleleri 1993 yılında “Komünden Ekim’e, Ekim’den Bugüne SOSYALİST DEMOKRASİ” başlığı altında bir kitap olarak yayımlanmıştı. Şimdi genişletilmiş ikinci baskısının yeniden yapılması artık bulunmayan bu kitabın sosyalizmin sorunlarına ilgi duyanlarla tekrar buluşması sevindirici. Genişletilmiş baskıya uzun bir önsözün yanı sıra son dönemlerde kaleme aldığı bazı makaleleri de koyan Mahir Sayın’ın bu yazıları güncelliğini koruyor. Çünkü gerek dünyada gerekse Türkiye’de sosyalizmin yeni bir dönemi henüz başlamış ve bu yazılarda tartışılan sorunlar maalesef aşılmış değil. Dolayısıyla Berlin Duvarı’nın neden ve nasıl çöktüğünün yanı sıra Türkiye’deki sol hareketin neden bir türlü derlenip toparlanamadığını düşünenler, tartışanlar bu kitaptaki makalelerden yararlanacaklardır.Doğrusunu söylemek gerekirse, 40 yılı aşkın bir süredir- 12 Mart döneminde THKP-C içinde, 12 Eylül öncesi ve sonrasında Kurtuluş içinde- Türkiye sosyalist hareketi içinde yer alan, düşünen, yazan, mücadele eden deneyimli bir isim olarak Mahir Sayın’ın görüşleri tartışmaya değerdir.    

 

Kitaba uygun görülen “Sosyalist Demokrasi” adından da anlaşılacağı üzere, esasen bu başlık altında ele alınabilecek görüşlerin, tartışmaların derlendiği kitapta Türkiye sosyalist hareketinin sorunları dünya sosyalizminin bir parçası ve uzantısı olarak ele alınıyor ve yeni açılımlar getirilmeye çalışılıyor. Sosyalist hareketin kendisini sorgulaması ve yenilemesi gerektiğini vurgulayan Sayın sadece “devrimci Marks”a değil “devrimci Lenin”e de bağlı kalarak bu yenilenmenin gerçekleştirilebileceğini düşünüyor. “Reel sosyalizm”in eleştirisi üzerine inşa ettiği“sosyalist demokrasi” anlayışı Marks’ın Paris Komünü’ne ilişkin değerlendirmelerinin yanı sıra Lenin’in “proletarya diktatörlüğü ve Sovyet demokrasisi” konusundaki görüşlerinden besleniyor. “Yaşanan sosyalizm deneyleri içine girdikleri yanlış eğilimleri savunabilmek için sosyalist teorinin temelleriyle zıtlık içerisinde olacak değişiklikler yarattılar ve bizlere ulaşan egemen düşünce bu deforme edilmiş sosyalizm anlayışı oldu” diyen Sayın şöyle devam ediyor:Bu deformasyon bireyler arasındaki ilişkilerden siyaset alanına kadar uzanmaktadır. Bireyler arasında egemen olacağı ifade edilen dayanışmanın yerini burjuva ideolojisinin egemenliğinin bir ifadesi olarak sosyalist insanı düşüncesiz bir eşeğe dönüştürmeye kalkışan ‘sosyalist rekabet’ ucubesi aldı. Yani genel olarak ‘insan insanın kurdu’ iken, özel olarak da ‘sosyalist insan sosyalist insanın kurdu’ oldu. Nihayetinde birbirini yiye yiye de sosyalizmi bitirdi…”

 

Bu kitaptaki görüşlerin doğrultusundaki “en önemli eylemimizi ÖDP deneyi olarak zikredebiliriz” diyen Mahir Sayın BSP, ÖDP, SDP gibi “birleşik parti” deneylerinin başarısızlığının temelinde işçi sınıfından kopukluğun yattığına inanıyor. Solun kırk parça halindeki varoluşu dolayısıyla rekabetçi anlayışın sosyalist saflardan kısa sürede temizlenmesinin mümkün olmadığına işaret eden Sayın, birleşik partilerde ve bu arada sınıf mücadelesi açısından “durgunluk koşullarında” yan yana gelenlerin arasındaki kaçınılmaz gerilimlerin, çatışmaların bir parçalanmaya yol açmaması için işçi, emekçi hareketi tarafından bu partilerin sarılıp, sarmalanmasının zorunlu olduğunu belirtiyor. Latin Amerika’daki benzer deneyimlerin bu yoldan ilerleyerek başarılı olduğunu hatırlatan Sayın Türkiye’deki partilerin bu yolu izlemediğini söyleyerek, “…kendisini dıştan kuşatıp bir arada kalınmasına imkan sağlayacak nesnel bir durum yaratamamış ve sonucunda parçalı yapının devam etmesini akla uyduracak pratiklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır” diyor.

 

Dünyada da Türkiye’de sosyalizmin bugün dünden daha güncel, daha elzem olduğunu vurgulayan Sayın, solun birliği ve yeniden yapılanması konusunda “savunulan ana fikrin değil yürüyüş biçimimizin yanlış olduğu her yönüyle ortaya çıkmıştır” diyerek şöyle devam ediyor: “Tarih göstermiştir ki, dünyanın neresinde olursa olsun durgunluk içinde yaratılan bütün partiler güdük kalmaya ve kendi iç çelişkilerinin ağırlığı altında bölünmeye mahkum olmuşlardır. Biz de sadece bunu yaşadık.”

 

Kürt sorununa da büyük önem veren ve solda genel olarak sosyal-şoven bir ağırlığın olduğuna dikkat çeken Sayın, Kürt hareketinin en büyük ihtiyacının Batı’da ittifak yapacağı güvenilir ve güçlü bir sol hareket olduğunu belirterek, Kürtlerin sosyalistlerin rakibi, hele de hasmı değil demokrasi mücadelesinde en yakın dostları olduğunu vurguluyor.

 

* * *

 

Sol bugün sadece kitlesel olarak zayıflamış değil; bu durumun daha öncesinde fikren ve siyaseten ciddi bir şekilde zayıfladı. Hem de tarihinde olmadığı, görülmediği ölçülerde bir zayıflama… Bunun sonucunda da tarihinde olmadık ölçülerde gerilere savruldu. Sadece Türkiye sosyalizminin tarihini ve sorunlarını kavramaya çalışanlar değil, dünya sosyalizminin de nereden gelip, daha da önemlisi nereye doğru gitmesi gerektiğini anlamaya, tartışmaya çalışanlar Mahir Sayın’ın makalelerinde yeni perspektiflerderinlikli değerlendirmeler ve belki de kışkırtıcı düşünceler bulacaklardır Tabii ki bunların tümüne katılmayacaklardır, ama önemli olan Sayın’ın yaptığı gibi bir tartışmayı yeniden canlandırmaktır; solda fikri ve siyasi bir yenilenmeyihedefleyen görüşler, düşünceler ortaya koymaktır. Bugün solun en büyük ihtiyacı budur

 

 

Komün’den Ekim’e, Ekim’den Bugüne SOSYALİST DEMOKRASİ/ Mahir Sayın/Erginbay Yayıncılık / 413 sf.