A+ A A-

Doğru olduğuna inandığını söylediği için yolu cezaevinden geçmeye devam eden gerçek aydınlardan biri olan Fikret Başkaya aynı zamanda hayli üretken bir akademisyen. Kitaplaştırdığı ve sayısı 12’yi bulan çalışmalarının tümü yakında Özgür Üniversite tarafından yeniden basılırken Çığırından Çıkmış Bir Dünya adını taşıyan çalışması da ilk kez basıldı. Belki de en ünlü çalışması ‘Paradigmanın İflası’ adlı kitabında Türkiye’ye egemen olan kapitalist modeli tartışan ve artık bu yolun tıkandığını, iflas ettiğini ortaya koyan Başkaya,Çığırından Çıkmış Bir Dünyada ise asıl olarak küreselleşme sürecini tartışarak, bu kezdünya ölçeğinde kapitalist paradigmanın nasıl iflas ettiğini anlatıyor.

“Küreselleşme bugün modern sömürgeciliğin adıdır” diyen Başkaya, Batı’nın kendi suretinde bir dünya yaratmak için yüzyıllardır uğraştığını ve küreselleşme sürecinin Batı’nın bu uğraşında yeni bir evreden başka bir şey olmadığını belirtiyor. Önce Batı’nın ürettiği ideolojik tezlere ‘tarafsız, nesnel bilim’ deniliyor ve ardından da ‘bilim evrensel’ olduğuna göre bu tezler her tarafta geçerli ilan ediliyor” diyen Başkaya, “bilim”  olarak sunulan da dahil olmak üzere,Batı’dan - ABD ve Avrupa’dan- gelen şeyleri kuşkuyla ele almakta ve sorgulamakta gayet haklı. Ancak sömürüye, sınıfsal ve iktisadi temele vurgu yaparken yer yer siyasal ve kültürel düzeyi ihmal ettiği oluyor. Bazen kendi özerkliği içinde ele alınması gereken bu düzeylerdeki gelişmelere yeterince eğilmeyince kimi tezlerin ikna gücü zayıflıyor ama ileri sürülen fikirlerin önemi azalmıyor. Özellikle de Başkaya’nın Avrupa merkezli düşünüş biçimiyle uğraşması çok yerinde, çünkü Batılılaşma ile çağdaşlığın, uygarlığın neredeyse özdeşleştirildiği Türkiye’de buna gerçekten de çok ihtiyaç var.

Avrupalı Hıristiyan ve Beyaz Adam’ın kendisini başkalarından gerçekten üstün gördüğüne ve başkalarına hükmetmenin hem hakkı, hem de görevi olduğuna inandığına dikkat çeken Başkaya, eskiden dine (Hıristiyanlık) ve ırka (beyaz ırk) dayandırılan üstünlük iddialarının bugün artık kültüre dayandırıldığını belirtiyor. Batı’nın bugün kültürel olarak daha ileri olduğu söyleniyor ve Doğulular da dahil dünyanın geri kalanı da bunu kabulleniyor! Avrupa merkezli ideolojinin bir “Doğulu” bir de “Batılı” (Avrupalı) imajı yarattığına ve şimdilerde bunun yerini Güneyli-Kuzeyli ikileminin aldığına işaret eden Başkaya, bu gibi ideolojik süreçler ve mekanizmalarla sömürgeciliğin içselleştiğini, “sömürgeleşmişlik durumu” (coloniality) oluştuğunu anlatıyor.(sf. 27 ve devamı)

Küreselleşme sürecinin böylesi bir ideolojik bağlamda genellikle olumlandığına dikkat çeken Başkaya, bu kavramla ilgili olarak en doğru ve dürüst tanımın Avrupa kökenli çok uluslu bir şirket olan Asea Brown Boveri’nin (ABB) yöneticisi Percy Barnevik’in şu sözleriyle yaptığını belirtiyor: “Bana göre küreselleşme benim grubumun istediği yerde, istediği zamanda yatırım yapması, istediğini üretmesi, istediği yerden girdi sağlaması, istediği yerde satması, bir de tabii, iş güvenliği, çalışma mevzuatı ve sosyal güvenlik türü sıkıntılardan olabildiğince etkilenmemesidir...” (sf. 152)

Küreselleşmeye eşlik eden neo-liberalizmin iddialarının da çöktüğünü rakamlarla kanıtlayan Başkaya, ne ekonomilerin büyüme oranlarının yükseldiğini, ne de dünyada yaratılan zenginliğin daha adil bölüşüldüğünü vurguluyor. Başkaya’nın verdiği rakamlara göre, ABD’de son yirmi yılda kaydedilen büyüme oranı daha önceki üç on yıldan daha düşük.1950-73 aralığında ABD ekonomisi yüzde 2.4 oranında büyürken 1973-1992 arasında yüzde 1.4 oranında büyümüş. Aynı dönemler için bu oranlar Avrupa için yüzde 3.9 ve yüzde 1.8 olmuş.

Son 50 yılda dünyanın zenginliği 7 kat artmış ama bu zenginliğin dağılımı daha da kötüleşmiş; örneğin, 1965’te dünya nüfusunun en zengin yüzde 20’si toplam gelirin yüzde 69.5’ini alırken bu oran 1980’de yüzde 75.5’e ve 1990’da yüzde 83.4’e yükselmiş. En zengin 3 dolar milyarderinin servetinin değeri, nüfusu 640 milyon olan ‘en az gelişmiş’ 48 ülkenin milli gelirleri toplamından fazla. Dünyanın en zengin 200 kişisinin serveti 1994-1998 aralığında iki kattan fazla artış göstererek 1000 milyar doları aşmış. Dolar milyarderi sayısı 1989’da 157 iken beş yıl sonra 1994’de 358’e yükselmiş. En yoksul ülkelerde yaşam uzunluğu, en zengin ülkelerdekinden 37 yıl daha düşük. 1999’da 447 dolar milyarderinin servetinin değeri dünya nüfusunun yaklaşık yarısı olan 3 milyar insanın yıllık gelirinden fazlaymış. Dünya ölçeğinde en zengin ülkelerle en yoksul ülkeler arasındaki GSMH (milli gelir) farkı 1816’da 3’e 1 iken, 1950’de 35’e 1, 1973’te 72’y1, 1992’de 82’ye 1 ve 2000’de 86’ya 1 olmuş... (sf. 321 ve devamı)

Bu tabloyu değerlendiren Başkaya, “Görünen o ki” diyor, yaklaşık 500 yıllık döneme egemen olan paradigma çökmüş bulunuyor. Eğer bir paradigma çökmüşse yenisini oluşturmaktan başka çare yoktur. Gerçi paradigma çöktü ama hala onu canlıymış gibi gösterme gayretleri eksik değil. Kadavrayı giydirip kuşatarak hareket ettirerek değişen bir şey yokmuş gibi göstermeye çalışanlar var. İkinci Dünya Savaşı sonrasında şimdilerde Güney denilen yeni sömürge statüsündeki Üçüncü Dünya ülkelerine kalkınma önerilmişti. Aslında kalkınmacılık sömürgeciliğin yeni giysilerle yeni bir şeymiş gibi sunulmasından ibaretti. Ve tarihsel bir perspektiften bakıldığında kalkınma, sömürgeciliğin klasik/doğrudan versiyonunun yerini alıyordu...” (sf. 374)

İşte bu kalkınma paradigması çökmüş bulunuyor. Son çeyrek yüz yılda Üçüncü Dünya Ülkeleri ne kadar kalkınırlarsa kalkınsınlar Batı’ya yaklaşamıyor, tam tersine aradaki mesafe artıyor19. Yüzyılda gelişen Marksizm 20. yüzyılda insanlığın önüne yeni bir paradigma koymuştu. Bu paradigmanın kavranmasının ve yaşama geçirilmesinin Doğu’da ve Batı’da farklı yollar izlediği söylenebilir. Aslında bu tür bir farklılaşma doğaldır da. 20. Yüzyıl sona ererken bu paradigmanın da ömrünü sonlandırdı ve bugün, artık 21. yüzyılda Sol, insanlığın önüne yeni bir paradigma koymak zorunda, ya da Sol bunu başarabildiği ölçüde Sol olacak ve yeniden ciddi bir toplumsal güç haline gelecek. Çığırından Çıkmış Bir Dünya’nın toparlanması ve kendineyeni bir yol bulması ancak böyle mümkün olacak...