A+ A A-

MUSTAFA KEMAL’İN SAATİ

Hele de tarihin ilerlediği birtakım patika yollarında bir kavşağa gelindiğinde hangi tarafa dönüleceği, hangi yöne doğru gidileceği konusunda bazen kişilerin rolü çok önem kazanabilir; ve önemli bir kavşakta şu yola değil de öbür yola girilmesi tarihin bütün akışını değiştirebilir. Ya da böyle bir kavşakta gidilecek yönü belirleyen kişinin, liderin orada olmaması da çok şeyi değiştirebilir ve tarihin akışı farklılaşabilir. Artık gerçekten ne olduysa, nasıl olduysa ondan çok farklı olacaktır…

  İşte okumaya başlayacağınız alternatif tarih hikâyesinde Türkiye tarihine yön veren en önemli lider, Mustafa Kemal Atatürk tarih sahnesine çıkamadan 1915’te Çanakkale’de hayatını kaybetmektedir. Bu durumda Türkiye’nin son yüz yıllık tarihinin genel akışının da temelden değişmesi kaçınılmazdır. Atatürk’ün olmadığı bir Türkiye geride kalan yüzyılı nasıl yaşardı?

  Bu alternatif tarih hikâyesinde yer alan olayların, kişilerin, diyalogların büyük bölümü gerçektir. Kurgu nispeten küçük bir yer tutuyor. Gerçek ile kurguyu ayırmak için fazla tarih bilmek gerekmiyor. Hikâyenin akışı içinde neyin gerçek, neyin kurgu olduğu kolayca anlaşılacaktır. Ancak bu hikâyeyi asıl ortaya çıkaran kurgunun temeli Atatürk’ün tarihin sahnesine çıkamaması olduğu için gerçekten meydana gelmiş birçok olay, önemli rol üstlenmiş birçok kişi ve bunlar arasında geçen diyaloglar çok farklı bir bağlamda karşınıza çıkacaktır… 

   Önemli olan gerçekten olanların ille de öyle olmak zorunda olmadığını düşünebilmek ve başka alternatiflerin olabileceğini öngörerek, tarihin başka patikalardan ilerleyebileceğini hayal ederek olan-biteni daha iyi kavramak ve anlamlandırmaktır…

 

 

 

Satın Almak İçin Tıklayınız

 *****************************************************

  PROLOG 

  10 Ağustos 1915, Salı, saat 06.05

  Conkbayırı – Gelibolu

  Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal’i iki saat önce güçlükle daldığı uykudan uyandıran 24. Alay Komutanı Binbaşı Nuri Conker birliklerin taarruza hazır olduğunu bildirdiğinde saat sabaha karşı dördü geçiyordu. Çadırındaki yatağında oturan Mustafa Kemal üç gün önce Arıburnu’nda kazandığı zaferle artık herkesin tanıdığı ve güvendiği bir komutan olmuştu. Bizzat Beşinci Ordu Komutanı Alman Mareşali Liman Von Sanders’in herkesin önünde övdüğü genç subay gösterdiği yararlılıklar dolayısıyla daha dört ay önce albaylığa terfi etmiş ve Grup Komutanlığına atanmıştı. Şimdi de durdurduğu İngiliz kuvvetlerini daha gerilere doğru söküp atmak üzere çok önemli bir taarruza hazırlanmıştı. Askerler biraz önce uyanmış, çorbalarını içmişti. Her taarruz öncesinde olduğu gibi birbirleriyle ve komutanlarıyla helalleşmişler, süngülerini takmışlar, hazır bekliyorlardı. Ününü duydukları yeni komutanlarına güvendikleri her hallerinden belliydi.

  Çadırından çıkan Albay diğer subaylarla selamlaştı, askerlerini denetledi. Taarruza hazır olduklarını görmekten memnundu. Bölük ve takım komutanları genç subayların tabancaları veya kılıçları elinde askerlerinin başındaydılar. Henüz sıcak basmamış bu yumuşak, tatlı sabah bu genç adamların birçoğunun son sabahı olacaktı. Bunu düşününce hüzünlendi ancak savaştaydılar ve kazanmak hayatları pahasına oluyordu. Yeni bir zafer için ölmek, en azından ölümü göze almak zorundaydılar.

  Bölük ve takım komutanlarını yanına çağırdı. Çevresine toplanan subaylara tane tane konuştu:, “Hepinizin beni görebileceği yüksekçe bir yere çıkacağım, elimdeki kırbacı yukarı kaldırıp, bir süre tuttuktan sonra hızla aşağı indirdiğimde taarruz başlayacak. Anlaşıldı mı?”

  Subaylar hep bir ağızdan cevapladı: “Anlaşıldı, komutanım!”

“Haydi, herkes birliklerinin başına! Gazamız mübarek olsun!” dedi.

  Komutanlarını selamlayıp, koşarak yerlerini aldılar.

  Mustafa Kemal ceketinin sağ üst cebindeki saatini çıkarıp baktı. Harbiye’deki öğrencilik yıllarından beri taşıdığı Omega marka saati dört buçuğu geçiyordu. Daha kolay bakmak için saatinin yerini değiştirdi, ceketinin sağ alt cebine koydu. Artık güneş de doğmak üzereydi, ufuk yavaş yavaş aydınlanıyordu. 

  Ordu komutanlığı bu zaferle ilgili olarak kısa bir bildiri yayınlarken Mustafa Kemal’in de şehit düştüğünü duyurdu. İstanbul gazeteleri İstanbul’u kurtardığına inanılan bu genç albayın resimlerini birinci sayfalarında basarak şükranlarını ifade edeceklerdi.

  Binbaşı Nuri Conker çok üzgündü. Mustafa Kemal’in saatinin yerini değiştirdiğini, ceketinin sağ iç cebi yerine dışarıya, alt cebine koyduğunu görmüş, fark etmişti. Şarapnel parçasının isabet ettiği yeri hatırlayınca bir daha kahroldu; saatini eski yerinde bıraksa belki de hayatı kurtulacak ve yeteneklerini iyi bildiği bu çocukluk arkadaşı yükselecek, kim bilir ülkenin geleceğinde nasıl önemli bir rol üstlenecekti? Ama kader ağlarını örmüş ve Çanakkale şehidi on binlerce asker ve subaydan biri de Mustafa Kemal olmuştu.

  Türkiye’nin tarihinde nasıl bir rol oynayabileceği artık meçhuldü…   

 ***********************************************************************

  BİRİNCİ BÖLÜM

  HAYDARPAŞA’DA BEKLEYEN İKİ TREN

  10 Ağustos 1915, saat 08.00

  Harbiye Nezareti - İstanbul

  Çanakkale Cephesi’nden gelen son savaş raporunu sunmak için Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın çalışma odasına giren Harekât 1. Şube Müdürü Yarbay İsmet Bey’in (İnönü) sıkıntısı yüzüne vurmuştu. Yarbayın halini gören Enver Paşa telaşlandı, “Hayrola, haberler çok mu kötü?” dedi.

  İsmet Bey hüzünle gülümsedi, sonra önüne bakarak konuşmaya başladı: “Aslında kötü sayılmaz. Anafartalar’da İngilizleri daha da geriye püskürttük, artık Çanakkale’de kazanmaları mümkün değil. Denizden sonra karada da onları durdurduk. Çanakkale’nin geçilmez olduğunu yakında kabullenirler, Haydarpaşa’da harekete hazır bekletilen o iki trenin normal seferlerine başlaması emrini verebilirsiniz” dedi. Bunları söylerken dikleşmiş, gururlu bir hale bürünmüştü ama yine de yüzünde hüznün gölgesi dolaşıyordu.

  Yedi ay kadar önce, Şubat ayı başında Mondros’ta büyük bir düşman filosunun toplandığı haber alındığında bu donanmanın Çanakkale önlerinde durdurulacağına İstanbul’da inanan pek azdı. Başkentin işgal edilebileceğini dikkate alan İttihatçı hükümet Haydarpaşa’da iki tren hazırlatmış, her an harekete geçebilecek durumda bekletiyordu. Biri Sultan Mehmet Reşat ve Saray mensuplarını, diğeri de hükümeti ve önde gelen siyasi yöneticileri Anadolu’ya götürecekti. Müttefik donanması Çanakkale’yi geçtiği anda bu trenler yolcularıyla harekete geçecek, arşiv ve mukaddes emanetlerle tarihi hazine Konya’ya taşınacaktı. Padişah için ise ilk aşamada Eskişehir uygun görülmüş, hatta Başmabeyinci Lütfi Simavi Bey Eskişehir’e gitmiş evler tutulmuş, gereken hazırlıklar yapılmıştı. İşte bu trenleri kast ediyordu Yarbay İsmet Bey. İstanbul’un işgal edilme ihtimali kalmadığına göre bu trenleri de harekete hazır bekletmeye gerek kalmamıştı.  

  Başkumandan Vekili’ne bir tür müjde veren Yarbay, “Ancak bu arada önemli bir kaybımız, şehidimiz var” diye devam etti. “Anafartalar Grup Kumandanı Albay Mustafa Kemal’i bu sabahki taarruzda kaybettik. Bir şarapnel parçası göğsüne isabet etmiş ama savaş idare yerini terk etmemiş. Taarruzun sonucunu görünceye kadar kalınca da kan kaybından vefat etmiş... Üzüntüm bundandır. Kendisini severdim, iyi bir askerdi. Çanakkale’de de büyük yararlılıklar gösterdi. İstanbul’u kurtaran kahramanlardan biri olduğuna şüphe yoktur.”

  Enver Paşa da Mustafa Kemal’in ölüm haberinden etkilenmişti.

  “Ya öyle mi? Yazık olmuş... Evet, Mustafa Kemal iyi bir subaydı. Anafartalar’da yaptıklarını da takdir ediyordum. Geçen Nisan ayı başında albaylığa terfi ettirmiştik, değil mi? Hatta ben de bir tebrik telgrafı çekmiştim. Allah rahmet eylesin...” dedi.

  Kendisinden pek hoşlanmasa da Mustafa Kemal’in iyi bir asker olduğunun farkındaydı Enver Paşa. Geçen Mayıs ayında Çanakkale’deki mevzileri ziyarete gittiğinde Mustafa Kemal’in karargâhına uğramadığına pişman oldu. Mustafa Kemal de Başkumandan Vekili’nin bu tavrından çok etkilenmiş ve görevinden istifa etmeye kalkışmıştı da Ordu Kumandanı “Liman Paşa” zor engel olmuştu. Hatta rica etmiş Enver Paşa da Mustafa Kemal’in gönlünü alan bir telgraf çekmişti kendisine. Liman Paşa Mustafa Kemal’e değer veriyordu ve nitekim emrine büyük kuvvetler vermekten de çekinmemişti. Enver Paşa önceleri Mustafa Kemal’e verilen bu yetki ve kuvvetleri fazla bulmuştu ama sonrasında elde edilen sonuçlara baktığında durumu görmüş, kabullenmişti.

  Dünya savaşına girilmesine, bu arada Almanlarla müttefik olunmasına karşı olduğunu bildiği için Mustafa Kemal’e hep kuşkuyla bakardı Enver Paşa. Bingazi’de İtalyanlara karşı birlikte çarpışmışlar, sonra Balkan Savaşı sırasında da yolları kesişmişti. İyi bir subay olduğunu kabullenmesine rağmen siyasi düşünceleri ve emelleri dolayısıyla anlaşmaları mümkün değildi. Hatta Çanakkale’de kazandığı başarılardan sonra “İstanbul’u işgalden kurtaran asker” olarak ordunun yayın organı Harp Mecmuası’nda kapak olmasını engellediği ve bundan dolayı Mustafa Kemal’i kıskandığı söylentisi bile yayılmıştı. Koca Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili’nin emrindeki bir albayla çekişmesi, onu kıskanması olacak şey miydi?

  Mustafa Kemal’in ölümüne elbette üzülmüştü, yani bir rakibinin tasfiye olduğunu hiç düşünmemişti. Başkumandan olarak savaşta yararlı olacak iyi bir subay kaybettiğine üzülmüştü. Ama savaştaydılar ve bu gibi kayıplar kaçınılmazdı. 

 

 

İçindekiler

SUNUŞ........... 9

PROLOG........... 11

BİRİNCİ BÖLÜM: Haydarpaşa'da Bekleyen İki Tren........... 15

İKİNCİ BÖLÜM: “Ermeni Meselesi Hallolmuştur...”........... 26

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: “Suriye Sultanı” Büyük Cemal Paşa........... 36

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: “Bu Kadar Günahla Nereye
Gidiyorsunuz, Beyler?”........... 46

BEŞİNCİ BÖLÜM: “Köylü Olalım, Kazım Ağa,
İsmet Ağa Olalım...”........... 58

ALTINCI BÖLÜM: “19 Nisan 1919’da
Trabzon'a Çıktım.” ........... 71

YEDİNCİ BÖLÜM: Sabık Başkumandan Vekili Ressam........... 78

SEKİZİNCİ BÖLÜM: “Palikarya Gitsin,
Medeni Milletler Gelsin!”........... 85

DOKUZUNCU BÖLÜM: Saltanat Şurasının
131 Akil Adamı........... 93

ONUNCU BÖLÜM: “Anadoluluların
Direnmedeki Azim ve Sebatına Dayanarak…” ........... 100

ON BİRİNCİ BÖLÜM: Sahib-ül Seyf Vel Kalem........... 108

ON İKİNCİ BÖLÜM: “Bizi Bırakmayacaksınız
Değil mi, Paşam?”........... 117

ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Büyük Anadolu Kongresi........... 124

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Sandık Alayları
Belediye Yollarında........... 132

ON BEŞİNCİ BÖLÜM: “Vücutları Elzem Olan
Arkadaşların İltihakları Şarttır…”........... 141

ON ALTINCI BÖLÜM: “Tahtınızın Etrafında
Daha Sıkı Toplanmış Bulunuyoruz…”........... 147

ON YEDİNCİ BÖLÜM: Rumeli Feneri'ndeki
Ermeni Kuvay-ı Milliyeci........... 153

ON SEKİZİNCİ BÖLÜM: Cihan Yıkılsa, Türk Yılmaz!........... 160

ON DOKUZUNCU BÖLÜM: “Ey Ahali, Yalıya
Şehzade Hazretleri Geldi!”........... 166

YİRMİNCİ BÖLÜM: “Bakü Seyyahları Geldiler
ve Gittiler!”........... 174

YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM: Kuvay-ı Seyyare
Kumandanlığından Binbaşılığa…........... 183

YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM: “Yoldaş” Paşalar ve Mebuslar........... 190

YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: “Viyana’da Başlayan
Geri Çekilme Durdurulmuştur!”........... 197

YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: “Zo Diyenleri
Temizledik, Sıra Lo Diyenlerde…”........... 205

YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM: Bursa Mütarekesi........... 214

YİRMİ ALTINCI BÖLÜM: İstanbul’un Yeniden Fethi........... 222

YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM: “Doğu ile Batı
Arasında Işık Saçan Bir Lamba”........... 231

YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM: Meclis Yeniden Başkentte........... 238

YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM: Otuz Yedinci
Osmanlı Sultanı........... 244

OTUZUNCU BÖLÜM: BRF Lideri Rauf Bey........... 253

OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM: “Sultana Bir Turkey
(Hindi) Bırakacağız Ama Kemiklerini!”........... 265

OTUZ İKİNCİ BÖLÜM: “Medeni Hedeflerde Sürat,
İçtimai Gayelerde Tekâmül Yolu…”........... 273

OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: İzmir’in Kara Günü........... 283

OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Diyarbekir’le
Hewler, Mardin’le Musul Ayrılabilir mi?........... 288

OTUZ BEŞİNCİ BÖLÜM: Albert Einstein’ın Mektubu........... 296

OTUZ ALTINCI BÖLÜM: “Şahlara Mahsus İnci”
ve “Damat” Refet Paşa........... 303

OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM: Son Devşirmenin Cenazesi........... 311

OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM: “Biz Savaşta Amal-i
Arbaaya, Yani Dört İşleme Sığmayız!”........... 320

OTUZ DOKUZUNCU BÖLÜM: “İzmir Türktür,
Türk Kalacaktır!”........... 329

KIRKINCI BÖLÜM: Genç Türk Darbesi!........... 338

KIRK BİRİNCİ BÖLÜM: “Ben Bugün Polis Değil,
Türk’üm!”........... 353

KIRK İKİNCİ BÖLÜM: Dolmuş, Gecekondu,
İşporta, Arabesk, Lahmacun…........... 361

KIRK ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: “Kürt Realitesini Tanıyoruz!”........... 369

KIRK DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Devletin Başına
“Zarif Bir Baş” Gelemedi........... 377

KIRK BEŞİNCİ BÖLÜM: “Aşk Olsun Sana Çocuk,
Aşk Olsun!”........... 385

KIRK ALTINCI BÖLÜM: Pardon, Yunan Gemisi
Sanmıştık!........... 396

KIRK YEDİNCİ BÖLÜM: “Benim Adım Şaşmaz
Beşir, Beşer Şaşar, Şaşmaz Beşir!” ........... 406

KIRK SEKİZİNCİ BÖLÜM: Yaşlı Marangozu
Terk Eden Gençler........... 415

KIRK DOKUZUNCU BÖLÜM: Ergenekon
Dağı’ndan Ergenekon Davası’na........... 422

EPİLOG……………………………………………………..431