A+ A A-

Pazartesi günü (31 Ağustos 2015) oğlu Eylem'le konuştuğumda "Hiç umut yok, abi" dedi, "doktorlar 'her şeye hazırlıklı olun' diyorlar." İç organların çoğu iflas ettiği için yapacakları bir şey kalmamış. Adnan Hoca'nın eşi Meryem Abla ile de konuşmak istedim ama yanında değildi. "O neleri atlattı bunu da atlatır belki Eylem..." dedim ama bugün ölüm haberi geldi...

Adnan Hoca'yı 12 Eylül'ün hemen sonrasındaki o kâbus gibi günlerde İzmir'de herkese ferahlık veren, umut veren, neşe veren arkadaşların önde geleni olarak hep hatırladım ve hep de öyle hatırlayacağım. Tünelin ucunda hiçbir ışığın görünmediği o en karanlık anlarda daima güleryüzlü, daima hoşsohbet, daima iyimser, daima umutlu ve daima dimdikti Adnan Hoca. Bazen çok ilginç, çok naif sorular ortaya atarken verilecek cevapları, yapılacak açıklamaları da hemen kabul edeceğini bilirdiniz. Sevgisinden, şefkatinden bir şey eksiltmeden konuşan, tartışan biriydi. Her olayın hoş, komik bir yanını bulur, içinde bulunduğu ortamı şenlendirirdi. O günlerde bunun ne kadar önemli olduğunu ancak o günleri yaşayanlar bilir... 

Öğretmenlikten koptuktan sonra çeşitli işler yapan ve memleketi Antalya'ya yerleşen Adnan Hoca'yı yolum o taraflara düştüğünde mutlaka arar, sorardım. Manavgat'ta tekstil ürünlerinin satıldığı bir dükkanı vardı. "Alarak değil vererek mutlu olanlar" familyasına mensup olduğu için her defasında elinden geldiğince ağırlar, üstüne de mutlaka bir şeyler vermeye çalışır, son anda bir yerlere bir tişört veya başka bir şey sıkıştırmadan bırakmazdı. 

70'li yılların devrimci hareketlerinden biri olarak, sadece Kurtuluş'un değil diğer benzer hareketlerin harcında, kimliğinin karılmasında Adnan Hoca gibi çok sayıda öğretmenin katkısı, emeği, mücadelesi vardır. Kurtuluş açısından bu rolü üstlenen ve artık aramızda olmayanlar TÖB-DER eski başkanı Cemil Çakır'dan başlayıp Recep Cüre, Abdullah Akın gibi müfettişlerle, Nuran Akyüz ve Mustafa Uybaş gibi öğretmenlerle devam eder, gider. Hatta o sıfatı pek geride kalsa da Mustafa Kahya bile eski bir öğretmendir. Adnan Hoca işte bu öğretmen kuşağının bir mensubu olarak bizi bıraktı ve o cefakar, fedakar hocaların yanına gitti.  

TÖS, TÖB-DER, EĞİT-DER, EĞİT-SEN ve EĞİTİM-SEN gibi kitle örgütleriyle eğitim emekçilerinin yarım yüzyılı geçen etkin örgütlü mücadelesi hatırlanırsa Kurtuluş'ta isimlerini bir çırpıda sayacağımız pek çok öğretmen gibi "sosyalist militan" hemen her siyasi hareketin içinde vardır ve aynen Kurtuluş'ta olduğu gibi her birinde kurucu roller oynamış, kalıcı izler bırakmışlardır. Zaten bugün hala sosyalizm mücadelesinin her alanında yer alan "yeni" ve "eski" sayısız öğretmen "dindar ve kindar nesiller" yetiştirme arzusunda olan mevcut iktidar başta olmak üzere, siyasal sistemle boğuşmaya devam ediyor, onlarca yıl içinde oluşmuş bir mücadele geleneğini sürdürüyorlar.  

Başta mücadeleyi sürdüren bu öğretmen arkadaşlar ve onların yanı sıra diğer hepimiz de Cemil Çakır'dan başlayıp bugün Adnan Hoca'ya kadar gelen bu sosyalist öğretmenlerin unutulmaması için ne yapabiliriz, diye düşünmeliyiz. Bir şeyler yapmamız gerekir; belgesel mi olur, başka bir şey mi olur, bilemiyorum. Belki EĞİTİM-SEN'le konuşup elbette sadece Kurtuluş'un saflarında değil diğer hareketlerde de bulunan ve aslında EĞİTİM-SEN'in "kurucu ataları" olan bu öğretmenlerle ilgili bir şeyler yapması sağlanabilir.

Sırtlandıkları yükleri bir gün bile sızlanmadan, şikayet etmeden bir ömür boyu taşıyan bu emektar sosyalist öğretmenlere bugünkü kitle örgütlerinin sahip çıkması için uğraşmak gerekir. Tabii onlardan önce bizim unutmamamız ve her daim hatırlamamız şartıyla... 

Yarın ikindi vakti Gündoğmuş'da olamayacağım için ona burada veda ediyorum. 

Umarım O'nun ve diğer hocalarımızın unutulmaması için "bir şey yapma" olanağını buluruz. 

 

Seyfi