A+ A A-

 

 SYRIZA’nın zaferinden heyecanlandık tabii. Neden heyecanlanmayalım? Yanı başımızda beş yılda oylarını 8 misli artırarak iktidara gelen bir radikal sol hareket varken heyecanlanmamak, umutlanmamak mümkün mü?

CHP'den HDP ve ÖDP'ye kadar solun farklı kesimlerinden SYRIZA'ya yönelik ilgi ve sahiplenmeden haberdar olan Alexis Tsipras şaşırmış. Oysa bu çok anlaşılır bir şey; Türkiye solu başarıya aç! 12 Eylül darbesinden bu yana ezilen, itilip kakılan, onlarca yıldır toparlanamayan sol komşudaki bu zaferin coşkusunu paylaşmak istiyor. Ama duygularımızın yanı sıra aklımıza da başvurmak ve SYRIZA'nın başarısını iyi analiz etmek gerekir.

Öncelikle Yunanistan ve Türkiye'de sağ-sol dengesinin tam tersi olduğunu hatırlatarak başlamak gerekir; Türkiye'de kabaca yüzde 65 sağ- yüzde 35 sol olarak nitelenen siyasi yelpaze Yunanistan'da neredeyse tam tersinedir. İkinci Dünya Savaşı sona ererken bir iç savaş yaşayan Yunanistan'da anti-faşist güçlerin zafer kazanması mümkünken SSCB ile Batı arasındaki pazarlıklara kurban gitmişti. Daha sonrasında ise Komünist Partisi "İç" ve "Dış" olarak bölünmüş olmasına rağmen komünistler her zaman etkiliydiler ve daha da önemlisi toplumsal meşruiyete sahiptiler. Tek partiyken yüzde 10 civarında oy alıyorlardı, iki parti haline geldiklerinde de yüzde 5'ler civarında oy almaya devam ettiler. Yüzde 3 barajını geçmekte zorlanmadan parlamentoda temsil edilmeyi sürdürdüler. Bu durum sadece toplumsal meşruiyet açısından değil, siyaset yapma tarzı, toplumla/kitlelerle ilişki kurma biçimi ve yolları geliştirmek ve parlamenter alanda farklı deneyimler kazanmak açısından da çok önemliydi. Nitekim eski "İç" Komünistler bugünkü SYRIZA'yı oluşturacak bir sürece doğru evrildiklerinde bu tarihten ve deneyimlerden çok yararlandılar. Sonuçta "Yeni sol" denebilecek bir siyasal kimlik ve örgütlenme/mücadele tarzı geliştirirken arkalarında zengin bir mücadele tarihi ve siyasi birikim vardı. Eski "Dış" Komünistler ise bugünkü Yunanistan Komünist Partisi'ni (KKE) oluştururken ve muhtemelen dünyanın en Ortodoks komünistleri olmaya devam ederken "İç" Komünistler önce Synaspismos'un (Sol Koalisyon), sonra da SYRIZA'nın çekirdeğini oluşturdular.

CHP, ÖDP, HDP 

CHP, HDP ve ÖDP SYRIZA'yı sahipleniyor ama SYRIZA'nın bu seçim zaferi AKP'nin 2002'deki zaferine benziyor, öncelikle onunla kıyaslanabilir. Türkiye'deki 2001 krizi nasıl 14 ay önce kurulmuş, eski İslamcı bir partiyi, AKP'yi yüzde 34'le tek başına iktidara getirirken o zamana kadar Türkiye’yi yönetmiş merkez sağ-sol partileri tasfiye ettiyse Yunanistan’daki büyük ekonomik kriz de benzer şekilde şimdiye kadar bu ülkeyi yönetmiş partileri tasfiye ederek SYRIZA’yı iktidara taşıdı. Her ne kadar AKP 2001'de yeni bir parti olarak zuhur ettiyse de "Milli Görüş Hareketi" denilen ve MNP-MSP-RP-FP gibi siyasi partiler geleneği içinden geliyordu. "Çıkardık" dediği o İslamcı gömlek onlarca yıl sırtlarındaydı ve 1960’lardan beri meşru bir siyaset ve yüzde 4’lerden başlayıp yüzde 20’lere kadar çıkmış bir siyasal-toplumsal hareketin tecrübesine sahipti. Başka faktörlerin yanı sıra arkalarında böylesi bir tarih ve siyasi tecrübe olduğu için de AKP 12 yıldır Türkiye'yi yönetiyor.

Bu konjonktürel paralelliğin ötesinde eski İslamcı ve neo-liberal AKP ile radikal sol SYRIZA'nın elbette ortak veya benzer hiçbir yanı yoktur. Küreselleşme çağında Occupy Wall Street'ten Gezi'ye uzanan bir çizgide, yeni bir toplumsal-siyasal mücadele hattına daha uygun bir tarzda kendini geliştiren SYRIZA'nın Türkiye'deki muadili ne CHP, ne de ÖDP'dir. Ana gövdesini Kürt hareketi oluştururken solun çeşitli kesimlerini de içeren bir tür koalisyon ya da ittifak partisi olan HDP, SYRIZA'ya en çok benzeyen oluşumdur. Hâlâ yeri geldiğinde devleti kuran parti olmakla övünen ve sosyal-demokratlığı bile tartışma konusu olan CHP'nin radikal sol bir partiyle benzerliğini tartışmak abestir. ÖDP ise 1996'daki kuruluş sürecinde SYRIZA öncesinin Synaspismos'u ile benzerlikler taşıyordu; sosyalist solu birleşik ve çoğulcu bir hareket olarak yeniden örgütlemek üzere yola çıkmıştı. Ancak daha sonraki yıllarda Synaspismos daha geniş çevrelerle buluşarak ve büyüyerek yoluna devam edip bugünün iktidar partisi haline gelirken, ÖDP ise iç çatışmaya sürüklendi, parçalandı, tasfiyeler ve kopuşlar oldu ve sonuçta bugün bir grubun partisi haline geldi. Dolayısıyla bugünkü ÖDP ile SYRIZA'nın karşılaştırılması doğru olmaz.

HDP'nin parlamenter deneyimi olması ve son yıllarda Türkiye'deki yükselen muhalefeti temsil etmesi SYRIZA ile benzerlikleri olarak görülebilir; ancak HDP'nin ana gövdesini Kürt hareketinin oluşturması ve çatısı altında yer alan sosyalist solun hayli cılız olması onu farklı bir siyasal kimliğe ve eksene oturtuyor. SYRIZA sola, sosyalizme yeni bir yaklaşım, yeni bir anlayış geliştirme iddiasında olabilir ancak HDP'nin bu tür bir iddiası söz konusu değildir. HDP, ezilenlerin, yoksulların, emekçilerin taleplerinin sözcüsü olarak elbette solda olmakla birlikte sosyalizmden değil radikal demokrasiden söz eden ve kendisini daha çok bu temelde tanımlayan bir partidir. "Kapitalist modernite"ye radikal eleştiriler yönelterek, farklı kimliklerin, inançların ve emeğin sorunlarını birlikte dile getirmeye, tüm ezilenlerin taleplerine sahip çıkmaya çalışan birleşik, çoğulcu, demokratik ve devrimci bir kitle partisi olarak gelişebildiği ölçüde solun, sosyalist hareketin de toparlanmasına büyük katkıda bulunacaktır. Ancak ideolojik ve siyasi temelleri, tarihsel arka planı SYRIZA gibi solun farklı kesimlerinden oluşan ve bunların deneyimlerinden beslenen bir parti olmadığı aşikârdır. Türkiye'nin bugünkü siyasi koşullarının ve daha da çok Kürt hareketinin demokratik-siyasi mücadelesinin ortaya çıkardığı bir örgütlenme, ihtiyaç duyulan bir siyasal uğraktır. Kürt sorununun çözüm tarzına ve zamanına bağlı olarak HDP de hiç şüphesiz farklılaşacak, içinde buluşan güçler yeni tercihlerde bulunabileceklerdir.

AKP- HDP karşıtlığı

Türkiye’de Syrizia’nin zaferinin bu kadar büyük yankı yapması HDP lehine hafif de olsa bir rüzgâra yol açabilir. Her şeye rağmen elbette HDP bunu değerlendirmeye çalışmalıdır. Kürt hareketi ve HDP sözcüleri Türkiye’nin bütününe seslenmeye çalışırken sadece siyasi hak ve özgürlükler bahsinde değil ekonomik olarak da yoksullara, ezilenlere umut veren inandırıcı vaatler yapabilirlerse; yüzde 10 barajını oy verilmesinde bir tereddüt, bir engel olmaktan çıkarıp tam tersine bir avantaj haline getirmenin yaratıcı yolları ve seçmeni etkileyecek, ikna edecek söylemler geliştirebilirlerse; AKP'yi engelleyecek asıl gücün HDP olduğunu ve HDP'nin barajı aşamadığı durumda da AKP'nin kazanacak olduğunu iyi anlatabilirlerse; Kürdistan’da AKP’den, Batı’da AKP ve CHP’den ve yeni seçmenlerden oy almayı başarabilirlerse 7 Haziran akşamı çok farklı bir Türkiye ortaya çıkar.

HDP parti olarak seçime gireceğini ilan ettiğinden beri seçimlerle ilgili her türlü konuşmanın, tartışmanın, sohbetin konusu barajı aşıp aşamayacağına odaklanıyor. Bu tartışmalar seçim gününe kadar da sürecek ve aslında HDP’ye ilgi ve destek üretecektir. AKP’nin karşısına asıl muhalefet olarak HDP’yi yerleştirecek olan bu tartışmalara argüman üretmek ve sunmak HDP'nin seçim kampanyasını yönetenlerin bir görevi olmalıdır. Son güne kadar sürecek bu tartışmalar HDP'ye oy verme fikrini güçlendirdiği ölçüde baraj pekâlâ yıkılabilir.

AKP'li olarak tanınan, bilinen bazı kişi ve çevreler HDP'nin parti olarak seçime girmesini teşvik eder gibi görünüyorlar, ancak HDP’nin barajı aşacağı görülürse AKP’nin en büyük, en tehlikeli rakibi haline gelecektir. İşte o zaman HDP’ye, özellikle Selahattin Demirtaş’a çeşitli saldırılar olacak, tuzaklar kurulacaktır. Bunlardan kurtulmanın ve karşı tarafı zayıflatan hamleler haline getirmenin yollarını bulabildiği ölçüde HDP güçlenecektir.

Bir yerlerde okumuştum, Anadolu yarımadası/plakası her yıl 4 cm. batıya doğru yani Yunan adalarına ve anakarasına doğru kayıyor, ilerliyor. Bir hesaba göre 15 milyon yıl sonra Anadolu ile Yunan adaları ve anakara birleşecek, Ege Denizi yok olacakmış. Tasada ve sevinçte birleşmek için o kadar beklenemez tabii. SYRIZA başardı ve iki ülkenin solunu, emekçilerini birleştirdi, kolay değil ama HDP de başarabilir; böylece milyonlarca yıl beklemeden sevinçte, coşkuda, ülkelerimizi yeniden kurma fikrinde ve azminde birleşebiliriz! (SÖ/HK)