A+ A A-

Kobani’de kaybeden Ankara’da kazanabilir mi?

“Çözüm sürecinde kararlıyız ancak PKK ve HDP istemiyor” gibi akıl almaz laflar ediliyor örneğin. PKK ve HDP istemiyorsa siz kiminle bu süreci götürüyorsunuz? 

AKP’li cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Düştü, düşüyor” dediği Kobani düşmedi ve AKP iktidarının kurduğu “oyun” bozulurken bütün hesapları da karıştı. IŞİD yenilince AKP de kendini yenilmiş saydığı için beklemediği bir darbe yiyenlerin zihin bulanıklığı içinde görünüyor iktidar sözcüleri ve doğrusu giderek akılları da iyice karışıyor gibi… “Çözüm sürecinde kararlıyız ancak PKK ve HDP istemiyor” gibi akıl almaz laflar ediliyor örneğin. PKK ve HDP istemiyorsa siz kiminle bu süreci götürüyorsunuz? Sadece İmralı’daki Öcalan’ın sürece sahip çıktığını söyleyebilen Erdoğan PKK liderini bir tek kendisinin anladığını düşünüyor galiba. Yarın öbür gün Öcalan, “Beni bir tek Erdoğan anladı ama o da yanlış anladı” derse, şaşırmayın!

 

Aslında Ankara ile birlikte Washington, Berlin ve Londra dahil, dünyadaki birçok başkent Kobani’nin düşmesini bekliyor ve Erdoğan gibi hesaplarını da buna göre yapıyordu. Ancak Kürt halkı Kobani’nin kendi tarihinde nasıl bir rol üstlendiğini gördü ve bulunduğu her yerde, her ülkede harekete geçerek Kobani’ye sahip çıktı. Bölgenin ve dünyanın barış ve özgürlükten yana olan güçleri de ellerinden geleni yaptı ve sonuçta Kobani bugüne kadar düşmedi. Bundan sonra düşmesi de mümkün değil…

Kobani ve İnönü

Kobani daha direnirken Kürt halkı zaten kazanmış ve artık bu bölgenin diğer halklarıyla – Türklerle, Araplarla, Farslarla- eşit şartlara, aynı haklara sahip olması gerektiğini bütün dünyaya göstermişti. Artık İslamcı çeteleri de durdurduğuna göre bu gerçeğin hayata geçmesi, dünya tarafından kabullenilmesi de hızlanacaktır. Kobani’ye Türkiye’ye rağmen silah yardımı yapan, Erdoğan’ın “terörist” dediği PYD ile “Hayır, terörist değil” diyerek doğrudan ilişki kurduğunu ilan eden ABD’nin açtığı kapıdan dünyanın geri kalanı da zamanı geldikçe girecek. Türkiye daha ne kadar o kapının dışında bekler bilinmez ama bir süre önce Barzani yönetimiyle de benzer bir süreç yaşadığı ve ardından bölgedeki biricik müttefiki haline geldiği hatırlanacak olursa Rojava’daki kantonal yönetimle ilişki kurması da uzun sürmeyebilir. Ancak öncelikle aklının yerine gelmesi gerekir ki, o da pek kolay olmayacak galiba…

Kobani direnişini küçümseyen veya bu direnişe ABD’nin destek olması üzerine aklı AKP’den daha az karışık olmayan bazı Türk solcuları çok sevdikleri ifadeyle “ tarihin ilk milli kurtuluş savaşı”, “Türk Kurtuluş Savaşı” efsanesini hatırlasalar iyi olur. Örneğin, Nisan 1921’de meydana gelen ve “İkinci İnönü Savaşı” diye anılan Türk-Yunan muharebesinde 1499 kayıp veren Türk ordusu Yunan ordusunu çekilmeye zorlamıştı. Bunun üzerine İsmet İnönü’ye çektiği ünlü telgrafında Mustafa Kemal’in, “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz” dediği hatırlanacak olursa Kobani’de direnerek Rojava’yı kurtaran YPG savaşçılarının da Kürtlerin “makûs talihi”ni yendiğini söylemek pekâlâ mümkündür. Yine bazı Türk solcuları aslında bir Türk-Yunan savaşı olan milli mücadelenin “yedi düvel”e karşı, yani bütün dünyaya karşı verildiğini söylemekten de hoşlanırlar. Öyleyse gerçekten de “yedi düvel”in, yani bütün dünyanın seyrettiği bir mücadele sonucunda zafer kazanan Kobani’deki Kürtleri belki de en iyi anlaması gereken yine bu Türk solcuları olabilir mi? Yoksa Kürtler kazandığında onlar da AKP gibi kendilerini kaybetmiş mi sayıyorlar?

AKP kaybetti

40 bin kişilik Türk ordusuyla 30 bin kişilik Yunan ordusunun karşı karşıya geldiği İnönü ile iki bin kişilik PYD ile birkaç bin kişilik İslamcı çetelerin karşı karşıya geldiği Rojava’da savaşçı sayılarının farkı yanıltıcı olmamalıdır, çünkü verilen kayıplar o kadar da farklı değil. Ama bunun da ötesinde elbette asıl önemli olan bu muharebelerin ulusal, siyasal ve tarihsel anlamlarıdır.

1920-22 yıllarındaki milli mücadele sürecinde Türk ordusunun toplam kaybının 9167 ölü ve 31173 yaralı olduğu, 30 yılı geçen ve artık “en uzun Kürt isyanı” olarak nitelendirilecek süreçte Kürt halkının kayıplarının bundan çok daha fazla – 40 binden fazla ölü ve daha da fazla yaralı – olduğu hatırlanacak olursa, Kobani’de elde edilen zafer veya Türkiye’de “çözüm süreci” denilen süreç, Öcalan’la başlayan ve Kandil’i de kapsayan görüşmeler küçümsenmemelidir. Kürt halkının tarihinde, kimliğinin oluşmasında ve bölgedeki bütün halklarla eşit haklara sahip olmasında Kobani’nin nasıl bir dönüm noktası olduğu ileride daha iyi anlaşılacaktır.

Sonuçta bu durum ve bu hakikat Ankara tarafından da kabul edilecektir ama bu, ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olur… Zira Kobani’den dönen yanlış hesapla birlikte şizofrenik sayıklamalar sergileyen, bir yandan çözüm sürecinin devam edeceğini söyleyip, bir yandan da PKK’ye, HDP’ye söylemediğini bırakmayan AKP iktidarı zaferin olduğu gibi yenilginin de bedeli olduğunu görüp anlayıncaya kadar Türk ve Kürt halkları çok kayıp vermek zorunda kalabilir. “Çözüm süreci”nde iplerin bu kadar gerilmesi, Bingöl’deki provokasyondan sonra Yüksekova’da üç askerin öldürülmesi hiç hayra alâmet değil. Kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmelerde verilen sözlerin kapı önünde bu kadar rahat ve provokatif bir şekilde çiğnenmesi ve had bildirmelerle gerilen ip bir noktada koparsa AKP kazanacağını mı sanıyor? Haziran’dan Nisan’a çekileceği konuşulan milletvekili seçimlerinden başka bir şey düşünmeyen AKP’nin seçim stratejisi “çözüm süreci”nde böyle bir kesintiyi mi öngörüyor? Bütün bu hakaretler ve tahrikler sonuçta “Çözüm sürecini Kürtler tahrip etti, Kürt tarafı vazgeçti” demek için mi?

‘Müflis tüccar’

Bütün tahriklere ve tuzaklara rağmen Kürt hareketi kazanan ve güçlenen taraf olduğunun bilinciyle ve sağduyusuyla davranmayı başarabilmelidir. AKP’nin belki de kesintiye uğratmayı planladığı “çözüm süreci”nin gerçek bir barış süreci haline gelmesi için siyasi aklını ve demokratik gücünü sonuna kadar kullanmak zorundadır. Çünkü ancak böylece kazanan taraf olarak hak ettiğini gerçekten alabilecektir.

AKP Kobani’de kaybetti. Bu öyle ağır bir kayıp oldu ki, siyaseten dağılmış, kontrolü kaybetmiş görünüyor. Her ağzını açan başka bir şey söylerken panik haldeki hükümet “iç güvenlik reformu” adı verdiği yeni baskı önlemleriyle, daha otoriter bir rejim kurarak kaybettiklerini geri alabileceğini düşünüyorsa çok yanılıyor. Savaşı kazanmanın bir karşılığı, bir ödülü olduğu gibi, kaybetmenin de bir karşılığı, bedeli vardır. Kazanan alır, kaybeden öder. AKP Kobani’de kaybetti ama Ankara’da kazanacağını sanıyor ve önümüze koyduğu faturada “iç güvenlik reformu” yazıyor. Neden bu faturayı biz ödeyelim ki?

Ama belki de, bir zamanlar övünmek için “ülkeyi bir tüccar gibi yönettiğini” söyleyen Erdoğan kaybettiğini gayet iyi biliyor da zararı başkasına ödetmeye çalışıyor olabilir. Bu “uyanık tüccar”ın aslında bir “müflis tüccar” haline geldiğini dünya görüyor da Türkiye’nin de görmesi gerekiyor.